Yunanistan'da dil sorunu'nun tarihsel gelişimi ve birinci evrede yaşanan tartışmalar
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Trakya Üniversitesi, SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, -, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2019
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BURCU CAYMAZ BİLGİN
Danışman: İBRAHİM KELAĞAAHMET
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Yunanistan'ı ve Yunanlıların yayılmış oldukları coğrafyayı en çok etkileyen problemlerden biri, Antik Çağ'dan günümüze kadar uzanan süreçte gelişmiş ve toplumun her alanında büyük etkisini göstermiş iki değişkelilik ya da iki biçimlilik olarak adlandırılan Dil Sorunu'dur. Bu sorun ilk kez Yunan anakarasındaki Attika Bölgesi'nde ortaya çıkmış, MÖ 1. yüzyılda "Attikizm" akımı ile kendini göstermiştir. Bu akımın sembolü haline gelmiş Attik lehçesi ise Yunan coğrafyasından sonra Büyük İskender'in fetihleri ile Anadolu başta olmak üzere, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da idari, siyasi, ticari hatta edebi bir dil halini almıştır. Zamanla tüm bu coğrafyalarda halkın konuştuğu ve yazdığı dil arasında ciddi farklılıklar oluşmaya başlamıştır. Özellikle Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemde kilisenin Attik lehçesini resmi dil olarak kullanması, Bizans Dönemi'nde bu lehçenin kutsal sayılıp varlığını korumasına neden olmuştur. Türk hâkimiyeti döneminde ise bu farklılık lehçelerde ve şivelerde kendini göstermeye devam etmiştir. Attik lehçesinin uzantısı haline gelen eski dili savunan muhafazakârlar ile halk dilinin kullanımına ve gelişimine yönelik çalışmalar yapan yeni dil savunucuları arasında ciddi görüş ayrılıkları ve çatışmalar ortaya çıkmıştır. Yunanlıları asırlarca meşgul etmiş olan Yunancada "Glossiko Zitima" olarak anılan Dil Sorunu, Avrupa'daki Rönesans ve Reform akımlarının sonucunda ortaya çıkan özgürlükçü halk hareketlerinin etkisiyle dikkat çekmeye başlamıştır. 18. yüzyılın ilk yarısından itibaren de yayımlanan bazı eserlerde resmi olarak tanımlanmaya başlamıştır. Bu sorunun resmi olarak ele alınışının birinci evresini Evgenios Vulgaris ve onun öğrencisi İosipos Misiodakas arasında geçen tartışmalar oluşturur. Bu iki aydının eserlerinde birbirlerine verdikleri cevaplar iki değişkelilik/iki biçimlilik sorununun ilk kez resmi bir platforma taşınmasına vesile olmuştur. Yunanistan'ın 1830'da bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkışının ardından, iki değişkelilik (dimorfia) sorunu, eğitimi ve ticari ilişkileri etkilediği kadar siyaseti ve edebiyatı da ciddi anlamda etkilemeye devam etmiştir. Resmi dili (Katharevusa) anlamayan halk kesimi ise eğitimde ciddi sorunlar yaşamıştır. Bağımsızlık döneminden sonra özellikle bu soruna yönelik çalışmalar yapılmıştır. Başa geçen iktidarlar sistemi sürekli değiştirerek bazen Katharevusaya, bazen de Dimotikiye değer vermişlerdir. Böylece Dil Sorunu artık bir siyasi malzeme halini almıştır. Diğer taraftan halk dilini eski ağdalı yazı dilinden ayırmak, halkın entelektüel gelişimini sağlamak için çalışmalar yapan aydınlar ile eski dilin korunması ve kullanılması için uğraşan muhafazakâr kesim arasında ciddi çatışmalar yaşanmış, nitekim bu çatışmalar iki değişkelilik sorununu edebiyata ve gündelik yaşama da ciddi ölçüde yansıtmıştır. Bu çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde başlangıç aşamasından günümüze kadarki süreçte Dil Sorunu'nun gelişim evreleri anlatılmaktadır. İkinci ve üçüncü bölümde aralarındaki büyük çekişme ile Dil Sorunu'nun ilk resmi safhasını şekillendiren Evgenios Vulgaris ve İosipos Misiodakas'ın hayatları, eserleri, dil, felsefe, bilim gibi konulardaki fikirleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise bu tartışmanın nasıl başladığı, iki aydının birbirleriyle nasıl iletişim kurdukları ve iki biçimlilik konularında birbirlerine ne gibi ithamlarda bulundukları değerlendirilmiştir.