Gastroözefageal reflü hastalarında ambulatuar kan basıncı takibi ve klinik anlamı


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Trakya Üniversitesi, TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2018

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ŞULE ÖZDEMİR ARABACI

Danışman: İLHAN KURULTAK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET Gastroözofageal reflü hastalığına sempatik disfonksiyon eşlik edebilse de esasen hastalıkta parasempatik disfonksiyon daha belirgindir. Kardiovasküler sistemde ise kan basıncı regülasyonunda sempatik/parasempatik denge önemli rol oynamaktadır. Her iki sistem de otonomik bozukluklardan etkilebilir. Sempatik etkinlikte artma periferik vazokonstriktör ve taşikardik etkileri ile hiperkinetik dolaşıma neden olmakta, ayrıca böbreklerde renin aktivasyonu ile kan basıncı paternlerini regüle etmektedir. Biz bu çalışmada, patofizyolojisinde otonomik disfonksiyon bulunan GÖRH varlığında kan basıncı paterninin etkilenebileceğini, kanda bulunan ve idrarda atılan bazı maddelerin atılım miktarlarının değişebileceğini (Na, ürik asit, protein ve albumin) düşünerek ambulatuvar kan basıncı ölçümü yanında idrar/kan değerlerini irdelemeyi amaçladık. Çalışmamıza 18 ile 65 yaş arası bireyler alındı. Ambulatuvar kan basıncı ölçümü tüm olgularda yapıldı. Reflü grubuna 50 olgu ve kontrol grubuna 50 olgu alındı. Olguların kan ve idrar örnekleri alındı. Her iki gruba da kardiovasküler hastalığı olan, hipertansiyonu olan, malignitesi olan, astım hastalığı bulunan, gastrik peptik ülseri olan, hepatit hastalığı olan, tüberkülozu olan, reflü dışında gastrointestinal hastalığı olan, serebrovasküler hastalığı olan, vaskülit hastalığı olan, kronik alkol içicisi olan, otonom sinir sistemini etkileyebilecek ilaç kullanan hastalar alınmadı. Reflü grubunda retrosternal ağrının şiddeti ile KH'nin arttığı saptandı. Reflü grubunda DKB değerleri anlamlı olarak azalmış bulundu. Bunun sonucu olarak NB değerleri yüksek bulundu. Reflü grubunda MCV anlamlı olarak düşük, lenfosit sayıları anlamlı olarak yüksek saptandı. Reflü grubunda K ve Cl değerleri anlamlı olarak düşük saptandı. Reflü grubunda istatistiksel anlama ulaşmasa da "Non-dipper" patern fazla bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada reflü grubunda NB değerlerinin yüksekliği, LDL kolestrol ve TG yüksekliğinin varlığının saptanması bu hasta grubunda vasküler riskin artmış olabileceği hipotezini desteklemektedir. Bu nedenle GÖRH ile vasküler hastalık ve mortalite ilişkisini ortaya koyacak daha geniş ölçekli çalımaların planlanması uygun görünmektedir. Böylece belki de kardiyovasküler açıdan riskli yeni bir populasyon tanımlanacak ve erken tedavi ile mortalitede düşüş sağlanabilecektir.