Evre 5 KBH'lı hemodiyaliz ve periton diyalizi hastalarında akciğer ultrasonografisi, biyoimpedans analizi ve fizik muayene bilgileri kullanılarak kuru ağırlık ve volüm durumunun değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Trakya Üniversitesi, TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÖKHAN ÖZTÜRK

Danışman: İLHAN KURULTAK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Kuru ağırlık, diyaliz hastalarında her diyaliz seansı sonunda ulaşılmaya çalışılan, hastanın normovolemik olduğu ağırlık olarak tanımlanabilir. Çoğunlukla klinik verilere dayanılarak belirlenmektedir ve bugüne kadar yapılan çalışmalarda diyaliz hastalarında kuru ağırlığı kesin olarak saptayabilen bir yöntem bulunmamaktadır. Kuru ağırlığı saptamaya yarayan yöntemlerden en değerlisi biyoimpedans analizi olup eskiden beri olduğu gibi hala da yaygın kullanılmakta olan fizik muayene yöntemlerine üstünlüğü birçok çalışmada gösterilmiştir. Yine son yıllarda popülaritesi giderek artan iki yöntem de ultrasonografik olarak akciğerde B çizgi sayısının hesaplanması ve inferior vena kava çap ölçümüdür. Biz bu çalışmamızda volüm durumunu saptayan dolayısıyla kuru ağırlık saptama pratiğinde sıkça kullanılan bu yöntemleri birbiri ile karşılaştırmayı planladık. Validasyonu çalışmalarla sağlanmış metod olan biyoimpedans analizini ise referans yöntem olarak belirledik. Çalışmamızda 18 yaş üzeri bireyler alındı. Evre 5 kronik böbrek hastalığı bulunan ve diyaliz tedeavisi almakta olan 44 hasta çalışmaya dahil edildi. Bunlarda 25 tanesi hemodiyaliz ve 19 tanesi periton diyaliz tedavisi almakta idi. Akut veya kronik kalp kapak hastalığı olan, son 3 ay içinde akut koroner sendrom öyküsü olan, akut veya kronik akciğer hastalığı olan, diyaliz tedavisini 3 aydan daha kısa süre almakta olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Hastaların biyokimyasal tetkikleri alındıktan sonra tümüne sırasıyla fizik muayene (pretibial ödem ve akciğer oskültasyonu), ultrasonografik olarak inferior vena kava çap ölçümleri, akciğer ultrasonografisi ve en son olarak biyoimpedans analizi yapıldı. Hemodiyaliz hastalarının ölçümleri diyaliz seansından hemen önce yapıldı, periton diyalizi hastaları ise herhangi bir vizit gününde periton diyalizat sıvısı karından boşaltıldıktan sonra yapıldı. Vücut kompozisyon monitörüne (BCM) göre hastalar volüm durumu açısından dört gruba ayrıldı. Normovolemik veya hipovolemik olan 1. grup, 0-2000 ml arası volüm fazlalığı bulunan 2. grup, 2000-4000 ml arası volüm fazlalığı bulunan 3. grup ve 4000 ml'den fazla volüm fazlalığı bulunan 4. grup olarak hastaları sınıflandırdıktan sonra elde edilen tüm sonuçlar bu BCM grupları arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Demografik verilerden boy parametresi ve volüm durumu arasında pozitif yönde ilişki tespit ettik. Cinsiyet parametresi açısından gruplar arası anlamlı ilişki saptadık, erkek hastaların hipervolemiye daha eğilimli olduğunu gördük. Biyokimyasal parametrelerden serum demiri, lökosit sayısı, trombosit sayısı, transferrin satürasyonu değerleri ile volüm fazlalığı arasında negatif yönde, ferritin değerinin ile volüm fazlalığı arasında ise pozitif yönde ilişki saptadık. Volüm fazlalığı ile B çizgi sayısı, ekspiryumda ölçülen vena kava çapı ve pretibial ödem derecesi arasında pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğunu saptadık. Regresyon analizi ile değerlendirildiğinde volüm durumu ile ilişkili olan bağımsız değişkenlerin boy, serum demir düzeyi, PTÖ kategorisi ve B çizgi sayısı olduğunu gördük. B çizgi sayısı hesaplanmasının, volüm fazlalığını saptamada en güçlü bağımsız öngördürücü yöntem olduğunu ve tek başına B çizgi sayısının hastaların volüm durumunu %87,5 spesifite, %70 duyarlılıkla predikte edebildiğini bulduk. Pretibial ödem kategorisi de eklenince bu spesifiteyi %91,7'ye kadar arttırdığı, duyarlılığa etkisinin olmadığını gözledik. Literatüre bakıldığında kuru ağırlık saptama yöntemlerinin birbiri ile karşılaştırıldığı çalışmaların yeterli olmadığı, bu konuda daha geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu sayade diyaliz hastalarında kuru ağırlık en ideal şekilde saptanabilecek ve kardiyovasküler mortalitede azalma sağlanabilecektir