P-120 EL BİLEĞİNDE NADİR GÖRÜLEN TÜBERKÜLOZ TENOSİNOVİTİ OLGUSU: GEÇ TANIYA RAĞMEN BAŞARILI TEDAVİ YAKLAŞIMI


Mohammed Azız T. K. M. A., Taştekin N., Çiftdemir M., Gülağacı F.

5.Ulusal FTR Kurs Günleri, Antalya, Türkiye, 10 - 13 Nisan 2025, ss.219, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.219
  • Trakya Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Amaç: Tüberküloz tenosinoviti, ekstrapulmoner tüberkülozun nadir bir formu olup genellikle progresif,

ancak spesifik olmayan semptomlarla seyrettiğinden tanıda gecikmelere ve yanlış yönlendirmelere yol

açabilir. Kronik granülomatöz inflamasyon, sinovyal hipertrofi ve intraartiküler “pirinç cisimcikleri” ile

karakterizedir. Tanı genellikle histopatolojik ve mikrobiyolojik incelemelerle doğrulanır. Bu olguda,

tüberküloz tenosinovitinde erken tanının önemi vurgulanmakta olup cerrahi ile kombine edilen anti-

tüberküloz tedavinin etkinliği ve tedavi başarısındaki kritik rolü tartışılmaktadır.

Olgu: 55 yaşındaki erkek hasta, bir yıl önce yabancı cisim yaralanmasının ardından sağ el bileğinde

giderek artan şişlik ve ağrı şikayetiyle başvurdu. Kasaplık, berberlik ve tarım-hayvancılıkla uğraşan

hasta, sigara kullanmıyordu ve solunumsal semptomları, kilo kaybı, gece terlemesi veya ateş öyküsü

bulunmamaktaydı. Özgeçmişinde tüberküloz teması veya kronik hastalık öyküsü olmayan hastanın fizik

muayenede, sağ bileğin volar radial ve ulnar tarafında, avuç içine uzanan, ağrısız, yumuşak kıvamlı şişlik

tespit edildi. Laboratuvar incelemelerinde lökositoz saptanmazken, CRP hafif yüksek (7 mg/L) görüldü.

Mikroskobik incelemede Asido Rezistan Bakteri (ARB) görülmedi ve kültürde mikobakteri üremedi.

Bilek grafisinde kemik patolojisi saptanmazken, ultrasonografide sınırları belirsiz, 3,5×2 cm

boyutlarında, heterojen içerikli, septasyonlar içeren lezyon görüldü. Renkli Doppler ultrasonografi

vaskülarizasyon göstermedi ve yoğun içerikli kistik yapı veya apse düşünüldü. Hasta, sinovyal kitlenin

cerrahi eksplorasyonu ve eksizyonu için opere edildi. Genel anestezi altında, modifiye Henry yaklaşımı

ile yapılan eksplorasyonda, fleksör tendonlara yapışık sinovyal kitleler eksize edildi. Sinovyal dokular

içinde tüberküloza özgü “pirinç cisimcikleri” tespit edilerek histopatolojik ve mikrobiyolojik incelemeye

gönderildi. Mikroskopik incelemede granülomatöz inflamasyon, nekroz ve dev hücreler saptandı. ARB

hem boyamada hem de kültürde tespit edildi ve Mycobacterium tuberculosis tanısı konuldu. Akciğer

grafisi ve toraks BT’de pulmoner tüberküloz bulgusu saptanmadı. Hasta, ekstrapulmoner tüberküloz

tanısıyla iki ay boyunca dört ilaçlı anti-TB tedavisine başladı ve ardından beş ay boyunca ikili rejimle

devam ederek toplamda yedi ay tedavi aldı. Ameliyattan 1,5 yıl sonra hasta asemptomatik olup tam

eklem hareket açıklığını korudu. Radyolojik incelemeler normaldi. Bu vaka, tüberküloz tenosinovitinin

tanısal zorluklarını ve cerrahi ile kombine edilen anti-TB tedavisinin etkinliğini vurgulamaktadır.

Sonuç: Tüberküloz tenosinoviti (TBT), sinsi başlangıcı ve spesifik olmayan semptomları nedeniyle tanı

koymayı zorlaştıran nadir bir ekstrapulmoner tüberküloz formudur. Ateş, gece terlemesi veya kilo kaybı

gibi sistemik belirtilerin olmaması, erken tanıyı daha da güçleştirmektedir. Eklem hasarı ve tendon

tutulumu ilerleyebileceğinden, erken ve doğru tanı büyük önem taşımaktadır. Granülomatöz

inflamasyonun varlığı ve Mycobacterium tuberculosis’in tespiti, histopatolojik ve mikrobiyolojik

doğrulama açısından kritik öneme sahiptir. Bu olgu, cerrahi ile kombine edilen uzun süreli anti-

tüberküloz tedavisinin tedavi başarısındaki önemini vurgulamaktadır. Bu gibi olgularda erken tanı ve

uygun tedavi sürecinin yönetilmesi, kalıcı fonksiyon kaybını önlemek ve hastanın uzun vadeli

prognozunu iyileştirmek açısından kritik öneme sahiptir. Hastalığın seyri ve tedavi başarısı, enfeksiyon

hastalıkları, ortopedi ve romatoloji ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon gibi farklı branşların iş birliğiyle

yürütülen multidisipliner bir yaklaşımla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, disiplinler arası koordinasyonun

sağlanması, hem erken müdahalenin etkinliğini artırmak hem de hastaların fonksiyonel iyileşmesini en

üst düzeye çıkarmak için gereklidir.