Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi Bağlamında Güney Çin Denizi’nde Güvenlik: Aktörler, Politikalar ve Süreçler
Güvenlik Stratejileri Dergisi, cilt.22, sa.53, ss.1-22, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 22 Sayı: 53
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.17752/guvenlikstrtj.1818782
- Dergi Adı: Güvenlik Stratejileri Dergisi
- Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Sayfa Sayıları: ss.1-22
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Trakya Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışma, Güney Çin Denizi’ndeki güvenlik sorunlarını egemenlik ihtilafları ve aktör etkileşimleri bağlamında, Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi çerçevesinde incelemektedir. Araştırma, Güney Çin Denizi’nin Güneydoğu Asya güvenlik mimarisi içinde nasıl bir güvenlik düzeni ürettiğine odaklanmaktadır. Bulgular, yoğun askerîleştirme, çok taraflı egemenlik iddiaları ve Çin-ABD rekabeti nedeniyle Güney Çin Denizi’nin alt bölgesel bir güvenlik kompleksine dönüştüğünü göstermektedir. Analiz ayrıca ASEAN’ın bağlayıcı bir güvenlik otoritesinden ziyade gerilimi yönetmeye yönelik sınırlı bir ara aktör rolü üstlendiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, kalıcı istikrarın askerî caydırıcılığın ötesinde, uluslararası hukuka dayalı ve iş birliğini önceleyen çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımına bağlı olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
This study examines the security issues in the South China Sea within the context of sovereignty disputes and actor interactions, employing the Regional Security Complex Theory as its analytical framework. The research examines the characteristics of the security order produced by the South China Sea within the broader security architecture of Southeast Asia. The findings demonstrate that, owing to intense militarization, multilateral sovereignty claims, and Sino-American strategic rivalry, the South China Sea has transformed into a sub-regional security complex. The analysis further reveals that ASEAN has assumed a limited intermediary role oriented toward tension management, rather than functioning as a binding security authority. The study concludes that durable stability is contingent not upon military deterrence alone, but upon a multilayered security approach grounded in international law and premised on cooperative engagement.