İnsan için lisân, varlığın ifade vasatı ve vasıtasıdır. Eğer kişinin inancının onun varlık tasavvurunun bir tasviri ve hâsılası olduğu düşünülürse, iman ile lisânın birbirinden ayrı olarak telakki edilemeyeceği kendiliğinden ortaya çıkar. Asıl yükselişini; yazısı, kelimeleri ve sadâsı itibariyle Kur'ân-ı Kerim ve İslâm itikâdı zemininde kazandığı kanaatinde olduğumuz Türkçe'nin son bir asırda ve bilhassa geçen birkaç on yılda yaşadığı değişimin dinî ve itikâdî manasını, ma'ruf ve münker kavramları üzerinden, kelâmî açıdan tahlil etmeyi amaçlıyoruz. Sonuçta lisânın tebdîl ve tahrifi ile din ve hakikatin tebdîl ve tahrifi arasında doğrudan bir irtibat olduğu kanaatine varıyoruz.
Language is a means and medium for human being for the expression of existence. If one's belief is considered as a depiction and outcome of his/her own existence, it becomes obvious that faith and language cannot be considered as separate entities. We think that Turkish language has gained its rise on the basis of the written form, words and sound of Qur'an and of the Islamic creed. Thus, our main aim in this article is to analyse the religious and theological meaning of the change, which Turkish language has experienced within the last century, especially within the last