Sistemik Sklerozda Pre-PH Riskinin Değerlendirmesinde Yeni Bir Belirteci Olarak EF/GLS Oranı: RV Tutulumu ve Subklinik LV Disfonksiyonu
7. Ulusal ADHAD Kongresi , Antalya, Türkiye, 30 Ekim - 02 Kasım 2025, ss.30-32, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Basıldığı Şehir: Antalya
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.30-32
- Trakya Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Giriş-Amaç: Sistemik skleroz, çoklu organları etkileyen kronik bir bağ dokusu hastalığı olup pulmoner hipertansiyon gelişimi bu hastalarda önemli bir ölüm nedenidir. Pulmoner hipertansiyonun (PH) erken tanısı ile hastaların prognozunu iyileştirebilir. Bu nedenle sistemik sklerozlu hastalarda PH riskini öngörebilecek duyarlı belirteçlerin saptanması kritik önemdedir. Geleneksel sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) subklinik disfonksiyonu yakalamada yetersiz kalabilir. EF normal olsa bile global longitudinal strain (GLS) ile sol ventrikül fonksiyonundaki erken bozulmalar saptanabilir. EF/GLS oranındaki artış, EF korunurken GLS’nin bozulduğunu göstererek gizli disfonksiyonu yansıtabilir. Bu çalışmada EF/GLS oranının sistemik sklerozlu hastalarda pre-PH riskini öngörmedeki değeri ile sağ ventrikül tutulumu ve subklinik sol ventrikül disfonksiyonu ile ilişkisi araştırıldı.
Yöntem: Çalışmaya, sistemik skleroz tanılı ve istirahat halinde PH bulunmayan 33 hasta alındı. Tüm hastalara transtorasik ekokardiyografi yapılarak sol ventrikül EF (Simpson yöntemi) ve GLS (2D speckletracking)
ölçüldü; EF/GLS oranı hesaplandı. Sağ kalp değerlendirmesinde sağ atriyum ve sağ ventrikül çapları, TAPSE (triküspit anülüs sistolik deplasmanı),RV fraksiyonel alan değişimi, triküspit yetersizlik hızı (TRV) ve sistolik pulmoner arter basıncı (sPAP) ölçüldü.Serum NT-proBNP düzeyine göre hastalar yüksek (NP-yüksek) ve normal (NP-düşük) olarak iki gruba ayrıldı. Grupların ekokardiyografik bulguları karşılaştırıldı. EF/GLS oranının yüksek riskli grubu belirlemedeki performansı ROC analiziyle değerlendirildi. Ayrıca EF/GLS oranı ile diğer parametreler arasındaki ilişkiler korelasyon analizleriyle değerlendirildi. Bulgular:Tüm Hastaların yaş ortalaması 53 ± 6 yıl olup %81’i kadındı. NP-yüksek grubun (n=12) proBNP düzeyi anlamlı olarak daha yüksekti (196vs66 pg/mL,p<0.001). Sol ventrikül diyastol ve sistol sonu çapları ile EF ortalamaları iki grupta benzerdi. Bununla birlikte, tüm katmanlardaki GLS ölçümleri Her iki grupta da benzerdi. Ancak EF/GLS oranı NP-yüksek grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu (3.39±0.34vs2.92±0.33,p<0.001). Ayrıca NP-yüksek grupta, RA ve RV çapları artmış, sPAP (33’e karşı 22 mmHg) ve TRV yüksek, TAPSE ve FAC ise düşüktü (tüm p<0.05). EF/GLS oranı, korelasyon analizinde proBNP (r=0.59) ve TRV ile pozitif; FAC (r=-0.57) ve TAPSE/sPAP ile negatif yönde anlamlı korelasyonlar gösterdi (p<0.05). ROC analizi sonuçlarına göre EF/GLS oranının pre-PH riskini saptamadaki gücü 0.84(95%GA0.67–0.94,p<0.001) saptandı. EF/GLS için en uygun eşik değer 3.05 olup bu değerde duyarlılık %83, özgüllük %76 olarak hesaplandı.
Sonuç: Bu çalışma, sistemik sklerozlu hastalarda EF/GLS oranının PH gelişimi öncesindeki riskli dönemi belirlemede faydalı olabileceğini göstermektedir. EF/GLS oranındaki yükselme, EF normal olsa bile sol ventriküldeki
gizli disfonksiyonu yansıtarak PH riski altındaki hastaların tespitine kullanılabileceği düşünülmektedir. Nitekim yüksek EF/
GLS oranı, çalışmamızda proBNP artışı ve ekokardiyografik RV tutulum bulgularıyla paralellik göstermiştir. Sonuç olarak
EF/GLS oranı, sistemik sklerozda subklinik kardiyak tutulum ve pre-PH riskini öngörmede pratik ve yararlı bir parametre
olarak kullanılabilir.