Radyasyona bağlı akciğer hasarında cinsiyetin Quinapril ve Metformin'in etkinliği üzerindeki etkisi
KOÇAK Z. (Yürütücü)
Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Araştırma Projesi, 2022 - 2024
- Proje Türü: Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje
- Destek Programı: BAP Araştırma Projesi
- Başlama Tarihi: Ekim 2022
- Bitiş Tarihi: Ocak 2024
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Proje Özeti
|
Radyoterapiye bağlı gelişen akciğer pnömonisi ve
fibrozisi, hasta yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekle kalmaz, hastayı
tedaviye bağlı gelişen bu yanetkiden dolayı ölüme dahi götürmektedir. Akciğer
kanseri erkeklerde ve kadınlarda kansere bağlı ölüm sıralamasında halen
birinci sırada yer almaktadır. Ancak son yıllarda hem akciğer kanserinde
kullanılan hedefe yönelik tedaviler, immunoterapi hem de modern stereotaksik
radyoterapi ile metastatik olsa dahi akciğer kanserine bağlı yaşam sürelerini
arttırmıştır. Radyoterapi sadece akciğer kanserinde değil, akciğer volümünün
tedavi sahasına girdiği Hodgkin-NonHodgkin Lenfoma, göğüs duvarı yerleşimli
yumuşak doku sarkomları, meme kanseri tedavisinde de önemli bir oranda
uygulanmaktadır. Radyasyona bağlı pulmoner fibrozis, hastaların %5-50'sini
etkileyen bu tedavinin yaygın bir komplikasyonudur ve bu, tümörün kendisinin
başarılı bir şekilde eradikasyonundan sonra bile mevcut tedavi seçeneklerini
önemli ölçüde sınırlar. Radyoteraiye bağlı akciğer hasarı akut, subakut ve
kronik dönem olarak seyir gösterir. İyonizasyon radyasyonun indirekt
etkisinden kaynaklanan serbest reaktif oksijen türleri (ROS) tarafından
ortaya çıkan DNA baz değişiklikleri, tek ve çift zincir kırılmaları, DNA
çapraz bağ lezyonlarını içerir. Radyasyona bağlı hipoksi, torasik radyoterapi
uygulamasından birkaç gün sonra meydana gelir ve zamanla artar. Akut
radyasyona bağlı toksisite, esas olarak alveolar tip I (AT I) ve II (AT II)
epitel hücrelerinde,ve endotel hücrelerinde görülür. Akut toksisite radyasyon
uygulamasından dakikalar veya günler sonra meydana gelen akut fazda,
radyasyona bağlı DNA hasarının onarımı ile sürer. Çoğu tümör hücresinde,
radyasyona cevap olarak nekrotik hücre
ölümü gerçekleşirken, normal doku epitel hücreleri ve endotel hücreleri
ağırlıklı olarak hücresel yaşlanma fenotiplerini gösterir. Radyasyonun neden
olduğu yaşlanmaya, pro-inflamatuar sitokin ve kemokin salınımı eşlik eder. Birkaç ay sürebilen subakut faz ise,
nötrofiller,monositler, makrofajlar ve lenfositlerin toplanması ve akciğerin
yeniden şekillenmesini tetikleyen proinflamatuar sitokinlerin eşzamanlı
salınımı ile devam eder. Nötrofillerin ilk alımını monositler, makrofajlar ve
lenfositler ve tümör nekroz faktörü (TNF) dahil olmak üzere immün hücre
kaynaklı sitokinler takip eder veTGF-β, IL-2, IL-3, IL-4, IL-6, IL-7 ve IL-8,
fibroblastların aktivasyonunu ve çoğalmasını sağlar. Hipoksi ile indüklenen akış sinyali, TGF-β'nın
regülasyonu, kollajen sentezi ve akciğer yapısında değişikliklere yol açar. Radyasyona
bağlı akciğer toksisitesinin akut dönemi tersine çevrilebilir temsil eden radyasyonun
indüklediği pnömoni (RIP) gelişmesine neden olur. Yüksek TGF-β serum
seviyelerinin artmış RIP riski ile ilişkili olduğu da tespit edilebilmektedir.
Radyasyona bağlı akciğer hasarının geç fazı ise, torasik radyoterapiden
birkaç ay sonra meydana gelen akciğer yapısının geri dönüşü olmayan yeniden
düzenlenmesiyle tanımlanabilir. Kronik dönemde, AT I/II hücreleri ve
fibroblastların yanı sıra aktive edilmiş bağışıklık hücreleri tarafından
üretilen TGF-β, profibrotik işlevi nedeniyle önemli bir etkiye sahiptir. TGF-β,
interstisyel boşluktaki fibroblastlar tarafından fibriler kollajenlerin (tip
I, III ve tip V) ve fibronektinin ekspresyonunu uyarır, bu da alveolar alanın
sertleşmesine ve akciğer yapısının yeniden şekillenmesi, ekstraselüler
matriks proteinlerinin aşırı üretimine bağlı olarak akciğer parankiminin de sertleşmesine
ve kalınlaşmasına yol açar. Alveolar boşluk ciddi şekilde azalır ve akciğerdeki
yapısal değişiklikler ve torasik radyoterapi sonrası geç fazda geri
dönüşümsüz fibrotik bölgelerin genişlemesi gaz değişiminin azalması ile
sonuçlanır. Bu durum O2/CO2 dengesi bozar ve kişiyi hızlıca ölüme doğru
götürür. Sonuç olarak hastanın kanserini başarı ile tedavi etmiş olsanız dahi
yapılan tedavinin kronik yanetkisi nedeniyle hastanızı kaybetmiş olursunuz.
İşte tam da bu yüzden radyoproteksiyon, akciğer fibrozisinin başlangıç
aşamasında iken önlenebilmesi, hayat kurtarıcı bir öneme sahiptir. Bu
çalışmada kullanmayı planladığımız ajanlardan ACE (Anjiotensif Converting
Enzim) inhibitörleri ve pentoksifilin radyoterapiye
bağlı akciğer hasarını iyileştirici etkisinin kanıtlandığı ajanlardır. Metmorfin ise TGF-β inhibisyonunu sağlayan ancak
radyoproteksiyon amaçlı kullanımı kanıtlanmamış bir ajandır. Çalışmamızda hem
Metmorfinin akciğer radyoproteksiyon özelliği araştırılacak hem de ACE
inhibitörü olan Quinapril ile radyoproteksiyon kıyaslaması yapılacaktır.
Yakın geçmişte literatür ile paylaştığımız radyoterapiye bağlı akciğer
akciğer akut, subakut ve kronik hasarın erkek ratlarda istatiksel olarak daha
yüksek derecede olmasından da yola çıkarak deney gruplarımızı erkek ve dişi
ratlar olarak oluşturarak incelemeyi amaçladık. İncelememizde akciğer
dokuları hem histopatolojik olarak hem de radyoterapi hasarının oluşmasında
rol alan moleküler markırlardan TGF-β/SMAD RT-PCR akut, subakut, kronik dönem hasarı yöntemi
kullanılarak gen ekspresyon mikarlarındaki değişim esas alınarak incelenecektir. |